AĞİSİ'NİN SERÜVENLERİ

AĞİSİ'NİN SERÜVENLERİ DİZİSİ, NO 05

 

20 Özgün Masal (İlkokul ve Ortaokul Öğrencileri İçin)

Yazan: Sefer YÜRÜK

  

AĞİSİ KABUKSUZ YUMURTA İSTEYEN KRALIN SARAYINDA

   

Bir zamanlar ülkesini çok iyi yöneten bir kral varmış. Halkını çok severmiş. Sabahları kahvaltı masasında mutlaka halktan birileri olurmuş. Onlar sayesinde ülkenin en uç köşesindeki insanların sıkıntılarından haberi olurmuş. Kendisini en çok mutlu eden şey; bu ülkenin kralı olmakmış.

Emirlerine kimse itiraz edemezmiş. Yanlış yapanlar mutlaka cezasını çekermiş. Hele rüşvet alanlar, hele sorumlu olduğu görev nedeniyle nüfuzunu kendi çıkarı için kullananlar… zindanlardan çıkamazmış. Böyle olduğu için de halkı tarafından çok sevilirmiş, bir o kadar da korkulurmuş.

Zamanla çevresini saraya danışman olarak girmeyi başaran dalkavuklar sarmış. Başarılı ve yetenekli yardımcılar bir bir uzaklaştırılmış. Saray dışına çıkmasına izin verilmez olmuş. Kahvaltısına katılanları dalkavuklar seçmeye başlamış. Böylece ülkesinde olan biteni hem görmesi hem de öğrenmesi engellenmiş. Emirleri halka yansımaz olmuş, hatta pek çok emri değiştiriliyormuş: Kral vergiyi azaltın dermiş, dalkavukları tam tersini yaparmış. Ülkenin her yerinde kraldan çok dalkavukların otoritesi egemenmiş, onların sözü geçer olmuş.

Böyle olunca da ülke yönetimi kralın kontrolünden çıkmış. Devlet işlerini çevresini saran dalkavuklar kontrol ediyormuş. Her şey krala güllük gülistanlık olarak anlatılıyormuş. Bu yüzden de halkının mutlu ve varlıklı olduğunu sanıyormuş.

Günler, aylar birbirini izlemiş, onlarca yıl geçip gitmiş. Saray duvarları arasında sıkışıp kalan kral, bunalıma girmiş, psikolojik değişiklik yaşamış. Bambaşka bir kişilik sahibi olmuş. Ne istediğini, ne yaptığını bilmeyen hasta ruhlu birine dönmüş. Eski kraldan eser kalmamış.

Bazı günler hassas mı hassas, sinirli mi sinirli, öfkeli mi öfkeli biri olurmuş. Bazı günler de beş yaşındaki bir çocuğa dönermiş. Yaptıkları, yaptırdıkları ve istedikleri akla mantığa sığmazmış. Böyle günlerde dalkavukları da onunla eğlenirmiş. Ona oyunlar oynarlarmış. Çoğu zaman gülünç duruma düşürürlermiş.

 

Bir gün kahvaltı sırasında, öyle bir oyun oynamışlar ki, kendileri bile yaptıklarının bir oyun olduğunu unutmuş:

Kral kaynamış yumurtaları ağzına bütün bütün atarmış. Bir gün dalkavuklar, kraldan tarafa yarı soyulmuş yumurtaları koydurmuşlar. Kral da hiç bakmadan ağzına almış. Yumurta kabukları çatır çutur ses çıkarmış. Masada bulunan herkes öyle yapmacık kahkahalar atmış ki, dakikalar sürmüş. Kral çok mahcup olmuş. Öfkeyle yerinden kalkmış. Askerlere,

― Aşçıya haber verin. Derhal buraya gelsin, demiş.

Bir dakika sonra aşçı gelmiş.

Kral,

― Konuklarımın karşısında beni ne kadar gülünç duruma düşürdüğünü biliyor musun? Bağışlanacak bir hata değil. Ama ben şimdilik bağışlıyorum. Bir daha tekrar etmesi halinde, af söz konusu olmaz. Hak edeceğin ceza büyük olur, demiş.

Aşçı itiraz etmek istemiş, ancak masada oturan dalkavukların kral üzerindeki etkisini bildiğinden, ses çıkarmamış. Bu oyunu onların tezgâhladığını anlamış. Zira her defasında yumurtalar soyulduktan sonra kendi elleriyle iki kez kontrol edermiş. Çaresiz boynunu bükerek çekilmiş.

Aradan birkaç gün geçmiş. Dalkavuklar yine aynı numarayı tekrar etmişler. Kral yine kızmış, yine öfkelenmiş. Aşçıyı çağırmış. Bu kez baş aşçı gelmemiş. Yardımcılarından biri olan Ağisi’yi göndermiş. Ağisi, kralın huzuruna ilk kez çıkıyormuş. Korkudan her yanı titriyormuş. Kral aşçıbaşını sormuş, Ağisi de,

― Ustamız erzak almaya gitti, şu an sarayda yok, kral hazretleri, demiş.

Kral yine yüksek sesle:

― Kahvaltı yumurtalarını kim soyuyor? diye çıkışmış.

Ağisi:

― Ben ve diğer yardımcılar soyuyoruz, aşçıbaşımız kontrol ediyor, uşaklar servis ediyor, demiş.

Kral, yüz kilodan fazla olan aşçıdan sonra; zayıf, çelimsiz, küçük boylu, tiz sesli Ağisi karşısında öfkesini sürdürmemiş. Ona,

― Dikkatli olun. Bundan sonra yapacağınız hata, işinizin sonu olur, demiş.

Ağisi de boynunu bükmüş, sanki pişmemiş yumurtalar üzerinde yürüyor gibi uzaklaşmış. Kendini bekleyen aşçıbaşına olanları anlatmış. Aşçıbaşının yüzünün kızardığını, gözlerinin yaşardığını görünce Ağisi,

― Ustam! Sonunda ölüm yok ya! Alt tarafı kovulacağız. İşinden kovulan ilk insan biz miyiz ki, bu karar üzülüyorsunuz? Sarayda çalışmış biri olarak her yerde iş bulursun” diye teselli eder. Ancak aşçıbaşı Ağisi’ye,

― Senin saray yasalarından haberin yok evlat! Durum sandığın gibi değil! Saraydan kovulan birinin saray kapısından canlı çıkmasına izin verilmez.

― Ya nasıl çıkar?

― Ölerek çıkar. Evlat, saraydan kovulma demek, ölüm demektir. Cellât, Azrailken daha insaflıdır, acı çektirmeden işini bitirir.

Ağisi,

― Vay canına! Demek, saraya girmek için para, çıkmak için can vermek şartmış, demekle yetinmiş.

Masada oturanlar kralın yumuşamasından hoşlanmamışlar. Daha büyük ceza vereceğini bekliyorlarmış. Aralarında,

― O kadar umutsuz olmayalım, yeni yumurtalı kahvaltıya kadar sabredelim, diye konuşmuşlar.

 

Aradan bir hafta geçer. Yine yumurtalı kahvaltı günü gelir. Dalkavuklar aynı düzeni kurarlar. Bir farkla ki, bu kez kralın önüne koydukları yumurtalara cam kırıkları da yerleştirirler. Bekledikleri gibi kral daha büyük öfkeye kapılır, çileden çıkar. Aşçıbaşıyı çağırır. Fakat aşçıbaşı yine Ağisi’yi göndermeyi tercih eder. Kral, ustabaşı ve yardımcılarını da ister. Hepsi hazır olunca, kimseyi konuşturmaz,

― Kovuldunuz! demekle yetinir. Başka bir şey söylemez.

Aşçı ve yardımcıları korumalar tarafından tutuklanır. Tam kapıdan çıkacakları sırada Ağisi,

― Kral efendimiz! Eğer anlatmama izin verirseniz, bir önerim var, der.

Güvenlikten önce dalkavuklardan biri,

― Kral efendilerinin emrine karşı geliyorsunuz, derhal götürün bunları! diye seslenir. Fakat kral,

― Bırakın bakalım, neymiş önerisi, deyince, Ağisi krala doğru yaklaşır.

― Kral efendimiz! Biz tavuklarla sizin aranızda bir aracıyız. Yumurtaları biz üretmiyoruz. Sorumluları tavuklardır. Onlara kabuksuz yumurtlamalarını emrederseniz, tavuklar da gereğini yaparlar. Kabuktan kaynaklanan sorun da kendiliğinden çözülmüş olur.

Dalkavuklardan biri, alkışlarla destek olmuş. Kendi yaptıklarından daha komik bir olay olacağını düşünerek,

― Kral efendimiz, bu çok orijinal bir düşünce. Bence hemen uygulayalım, demiş.

Öteki dalkavuklar da alkışlarla yağcılık yapmış. Kral da,

― Denemekte yarar var, demiş.

Aşçıbaşı ve yardımcıları serbest bırakılmış.

Kral kümese gitmek gerektiğini söyleyince, dalkavukların başı,

― Ona ne gerek var Kral efendimiz. Kümesçi başı, yumurta tavuklarının temsilcilerini buraya getirir, demiş.

 

Bir süre sonra kümesçi başı tavuk temsilcileriyle gelmiş. Kralın huzuruna çıkmışlar. Hepsi de şaşkınmış. Çünkü ilk kez saraya çıkıyorlarmış. Kendi aralarında,

― Bizim sarayda ne işimiz olur, diye konuşuyorlarmış.

Kral saltanat koltuğunda otururken tavuk temsilcilerine,

― Beni iyi dinleyin! Aşçılarımız çok beceriksiz. Kaynamış yumurtanın kabuklarını soymaktan acizler. Beni gülünç duruma düşürüyorlar. Onların hayatı sizin elinizde… Bundan böyle, kral sofrası için kabuksuz yumurta istiyorum. Emrimi yerine getirmeniz halinde, hem kendinizin hem de aşçıların hayatını kurtarmış olursunuz.

Tavuk temsilcilerinin başı, bunun olanaksız olduğunu söyleyecekmiş ki, dalkavuk başı konuşmasına izin vermemiş.

― Derhal kümese dönün, kralın emrini yerine getirin! demiş.

Tavuklar ve aşçılar kara düşünceler içinde kendi mekânlarına gitmişler.

 

Aşçıbaşı, Ağisi’ye yaklaşmış,

― Şunu iyi bil! o yumurtayı tavuklar yapamazsa ki bu olağan bir şey değil, o zaman yumurtaları senden isterim, demiş.

Ağisi tam yanıt verecekmiş ki; koşa koşa tavukçu başı gelmiş. Hışımla Ağisi’nin üzerine yürümüş.

― Bu belayı başımıza sen ektin, ölümümüz senin yüzünden olacak, demiş ve duvarda gördüğü bıçağı alarak, Ya kabuksuz yumurtayı sen yumurtlarsın, ya da ölürsün, demiş.

Ağisi elinden kurtulmuş, birkaç metre uzağa gitmiş.

― Durun! Hemen üstüme çullanmayın! Ne ölmekten söz ediyorsunuz. Bir sorsanıza, bunun içinden nasıl çıkacağız?

― Nasıl çıkacakmışız?

― Müthiş bir planım var.

― Anlat bakalım!

― Herkesin yanında olmaz. Sırdır.

Yan odaya geçmişler, kapıyı da kapatmışlar. Ağisi, kafasında tasarladığı planın bütün ayrıntılarını anlatmış. Tavukçu başı ve Aşçıbaşı önce ikna olmamışlar ama başka planları olmadığı için denemeye değer bulmuşlar.

Odadan çıktıklarında, karşılarında dalkavuk başını bulmuşlar. Alaycı bakışlar ve sinsi gülüşlerle,

― Kabuksuz yumurtaları nasıl kaynatacaksınız, doğrusu çok merak ediyorum. Heyecanlı günler çok yakın, demiş ve kapıya doğru ilerlemiş.

Tam çıkacakken geri dönmüş,

― Sakın kaçmaya çalışmayın, aklınızdan bile geçirmeyin. Saray çevresindeki nöbetçi sayısını iki katına çıkardım, demiş ve gitmiş.

 

Aradan birkaç gün geçmiş. Tavukçu başı, sepetinde onlarca yumurtayla mutfağa gelmiş. Aşçıbaşı hepsini bir bir kontrol etmiş. Bütün yumurtalar ince bir zarla kaplıymış, sivri kısmından çekinci bu zar çıkıyormuş. Zarı çıkarılan yumurta pırıl pırıl parlıyormuş. Kabuk namına hiçbir şey yokmuş.

― Aferin şu tavuklara, demiş.

Ağisi ve öteki yardımcılar heyecanla yaklaşmışlar, inanamamışlar; kabuksuz yumurtaları ilk kez görüyorlarmış.

Kral ve konukları heyecanla bekledikleri yumurtaları görünce şaşırmışlar. Kral heyecanlıymış, önüne gelir gelmez ilk yumurtayı ağzına atmış. Bir daha bir daha derken ondan fazla yumurta yemiş. Dalkavuklar da alıp yemişler. Normal yumurtadan hiç farkı yok demişler. Öfkeleri yüzlerinden okunuyormuş.

Biri kalkıp,

― Kral efendim, bu yumurtaların kabuklu yumurtalardan hiç farkı yok. Tavukların gerçekten kabuksuz yumurtladıklarına nasıl inanabilirsiniz. Sizi kandırmışlar, demiş.

Öteki dalkavuklar da koru halinde,

― Kandırmadıkları ne malum, diye destek çıkmışlar.

Kral çok yemiş olmanın da sıkıntısıyla,

― Bunun kolayı var, gidip tavukları gözleriz. Gözümüzün önünde yumurtlamazlarsa siz haklı olurusunuz, demiş.

Hep birlikte kümese gitmişler. Tavukçu başı onları kapıda karşılamış. Dalkavuk başı kralın, kabuksuz yumurtaya inanmadığını, bizzat yerinde görmek istediğini anlatmış. Tavukçu başı da,

― Sizleri bekliyorduk, izninizle yumurtlamaya hazır bir tavuk bulayım, demiş.

Kral ve beraberindekileri kümes penceresinin önüne oturtmuş. Kendisi de büyükçe bir tavuk yakalamış. Hepsinin gözü önünde, yumurtlayacağı samanların üzerine oturtmuş. Birkaç dakika sonra, tavuk hafif kalkar gibi olunca, tavukçu başı ellerini havaya kaldırarak,

― Tamam, yumurta çıktı, demiş.

Yavaşça gidip tavuğu kaldırmış. Gerçekten de altında bembeyaz bir yumurta varmış. Hem de kabuğu yokmuş. Üstelik pişmesine de gerek yokmuş. Tavukçu başı henüz sıcaklığı geçmeyen yumurtayı, krala uzatmış. Kral evirmiş, çevirmiş, koklamış. Beraberindeki beylere göstermiş,

― İnandınız mı? Kuşkunuz kaldı mı? Her şey gözünüzün önünde oldu, demiş.

Onlar da ellerine almışlar, sağına soluna bakmışlar, şaşkınlık içinde söyleyecek söz bulamamışlar.

 

Ertesi gün, kral erkenden Ağisi’yi çağırmış. Sadece Ağisi’yi değil, sarayda çalışanların tümü çağırmış. Büyük salona toplanmışlar. Fakat dalkavuklardan hiç kimse yokmuş. Herkes birbirine soruyormuş, kimse kimseye yanıt veremiyormuş. Kral salona girmiş. Orta yerde durmuş, Ağisi’yi yanına almış. Ona,

― Çok zeki birine benziyorsun. Beni ve ülkemi büyük bir felaketten kurtardın, demiş. Salondakiler şaşırmış. Ağisi de şaşırmış,

― Ben ne yaptım ki, diye geçmiş aklından.

Kral devam etmiş:

― Yardımcılarımın hep bir oyun içinde olduklarından kuşkulanıyordum. En son yumurta konusunda kendi kendilerini tuzağa düşürdüler. Bu tuzağın ipini Ağisi çekti. Zira kabuksuz yumurta olayı bir saçmalıktı. İnanmış gibi görünmeleri kendilerini ele verdi. En büyük hataları da, benim gerçekten inandığımı kabullenmeleri oldu. Bazı zaaflarım olabilir, ama bu konu başka.

Kral, elini Ağisi’nin omzuna koyarak,

― Beni dalkavuklardan kurtaran şu olayı nasıl yaptığını herkesin önünde anlatmanı istiyorum, demiş.

Ağisi, biraz utanmış, sıkılmış, sonunda konuşmaya başlamış:

― Kümeste tavukların yumurtladığı yerin altını kazdık. Üstünü kapattık. Samanlarla örttük. Samanların üstüne tavuk konduğunu, aralıklardan görebiliyordum. Yanımda bulunan yumurtalardan tavuğun altına koydum. Hepsi bu kadar…

Kralın alkışlamasıyla birlikte salonda bir alkış tufanı kopmuş. Saray uzun zamandır böyle bir alkış görmemiş ve duymamış. Büyük bir coşku olmuş. Koro halinde,

― Kralımız döndü, kralımız döndü, kralımız döndü…” sözlerinden oluşan şarkılar söylenmiş.

Ağisi, kralın danışmanı olmuş. Kahvaltı masasında yer alacak kişileri seçmekle görevlendirilmiş.  Giden danışmanların yerine akıllı, becerikli ve çalışkan danışmanlar görevlendirilmiş. Kısa zamanda ülke eski mutlu günlerine dönmüş. Kral sık sık halkın içinde dolaşıyormuş.

Ülke mutluymuş, kral mutluymuş.

 

 

 

ARŞİVDEN
 

 

Eğitimci Programları (İndir)

 

Copyright © 2048 Your Company Name | Validate XHTML & CSS