KOPYA SERBEST OLABİLİR Mİ?

Çağdaş dünyaya ayak uydurabilen, yaratıcı düşünen, düşündüğünü eyleme dönüştüren, araştıran, soran, sorgulayan, eleştirel yaklaşımı benimseyen bir nesil nasıl yetiştirilecek?

Okullarda yapılan yazılı sınavlarda öğretmenleri, öğrencilerin başında gardiyan yaparak mı? Öğrencilerin sağa sola dönmelerini kısıtlayarak mı? Kitap ve defterlerinden uzak tutarak mı? Takıldıkları bir konuda soru sormalarını yasaklayarak mı? Çevrelerindeki arkadaşlarından yardım istemelerini engelleyerek mi? Cep telefonlarından, tablet bilgisayarlarından, internetten velhasıl erişebilecekleri tüm kaynaklardan uzak tutarak mı?

Bu anlayış 21. yüzyılda geçerli bir öğretim yöntemi olamaz. Bu yaklaşımda bir yanlışlık var!

“Sınav yaptık, kopya çektirmedik. Kimin bilgisiz, kimin az bilgili, kimin çok bilgili olduğunu öğrendik” demek, asıl gerçeği örtbas etmekten başka bir şey değildir. Çünkü kısıtlanmış ortamda yapılan sınavlarla ancak öğrencilerin belleğinde var olanları öğrenebiliriz. Neyi ne kadar çok bildiklerinin getirisi olmaz; önemli olan, bildiklerinin ne kadarını ve nasıl kullandıklarını veya kullanabileceklerini görmeliyiz. Ne kadar yapıcı olduklarını, ne yapabileceklerini, neyi başarabileceklerini belirlemeliyiz. Aksi halde dedesinin sakalıyla övünen köseden farkımız olmaz. Bu durum falan dağda kaya gazı aramamıza benzer; çalışmalar sonunda trilyon metreküp kaya gazı tespit edilmiş olsun, milyar dolarlar etsin; daha fazlasını etse ne yazar? O gazı çıkarıp da kullanamadığımız sürece, ne dağın değeri artar ne de milyar dolarlar gelir! Kaldı ki bir çiftçiye, beş dönüm tarlanı ver, karşılığında milyar dolar saklayan dağ senin olsun” desek; Ciddiye alır mı? “Güldürmeyin beni” demez mi? Milyarlarca dolarlık kaya gazına sahip dağlar gibi bir gençliği kim ister?

Sınavlara böyle bakılmamalı, böyle yaklaşılmamalı. Gençlerimizin bellekleri kütüphaneler saklayan dağ değildir, olmamalıdır! Sahip oldukları bilginin hacmi ne olursa olsun; isterse bir avuç olsun, ondan yararlanıp yararlanmadığına, onu kendisi ve ülkesi adına kullanıp kullanamadığına bakılmalı… Sınavlar bunu ortaya koymalı!

Edison, Gauss, Albert Einstein… Daha niceleri, az şey bildikleri için, ya da öğretmenlerinin öğrettiklerini önemsiz saydıkları için okuldan atılmadılar mı? Onlara “aptal” yakıştırması yapılmadı mı? İnsanlığa büyük hizmetler sunan bu bilim adamlarını şimdi muhakeme edelim; hangileri haklı? Bilim adamları mı, öğretmenler mi?  Yoksa modası geçmiş, robot yetiştirmekten öteye geçmeyen öğretim anlayışını sürdürmek isteyenler mi haklı?

Halk arasında lafla peynir gemisi yürütenler makbul sayılmaz, ama tam tersine eli iş tutanlar takdir edilir. Nitekim diploma derecelerine bakmadan, ne kadar bilgili olduklarına bakmadan; pişirdiği yemeğe bakarak aşçı alırız, en çok balık tutanı birinci sayarız, iyi araç kullanana sürücü belgesi veririz, bir şeyler başarmış insanları el üstünde tutar televizyonlara çıkarırız. Nedense aynı inceliği sınavları yönetirken öğrencilere göstermeyiz. Tüm sınav salonlarında şu uyarıları tekrarlayıp dururuz: “Kopya çekenin sınavı iptal edilir, disipline verilir!”, “Önüne bak!”, “Arkana dönme!”, “Silgi alışverişi yapma!”, “Ayağa kalkma, otur oturduğun yerde”,  “Sıranın altından elini çek!”, “Cebinde ne var? Çıkar göreyim!”…

Öyleyse yazılı sınavlar nasıl olmalı?

Ne yazık ki, okullarımızda kopya çekmenin serbest bırakılmasının ne anlama geldiğini ne anlatan biri var ne de anlatılanı hoş karşılayacak bir eğitimci…

 

Not_: Kopya çekmeyi yasaklamayan, aksine teşvik eden sınav sistemini ve soruların niteliğini anlatan yazım, yakında burada olacak.

 

 

 

ARŞİVDEN
 

 

Eğitimci Programları (İndir)

 

Copyright © 2048 Your Company Name | Validate XHTML & CSS