DÜŞEYAZDIN ÖĞRETMENİM / Eğitimi Katledenlerin Romanı

                                             Eğitimin en gerçek romanı!...

 

Roman Hakkında:

Yaşanmış, gözlenmiş, duyulmuş ve kısmen tasarlanmış olaylardan oluşmuş bir roman. Otuz yılı aşkın bir eğitim sürecinin bileşimi... Eğitim yolunda yürüyenlerin yolunu; daha iyi ve daha nitelikli çıkış noktalarını aydınlatan bir roman...

Roman kahramanı Altan, kendini eğitimde verime adamış bir edebiyat öğretmenidir. Eğitimde verimin artırılması ve çağdaş düşünen gençlik yetiştirmenin yolu olarak tasarladığı projeleri, etkinlikleri, uygulamaları, yöntem ve teknikleri devlet okullarında kısmen uygulama fırsatı  bulsa da, asıl amacına ulaşamaz. Büyük bir umutla geçiş yaptığı özel öğretim kurumlarında da aradığını bulamaz. Umut süreci içinde geçen zaman uzayıp gider.

Kendi öğretmenliğini yerden yere vurur, ama öğretmenlere laf söyletmez. En çok da "Öğretmenler eğitilmeli" sözüne kızar, onu öğretmenler hakaret sayar.

Eğitim ve öğretimde; müfredatlara, yönetmeliklere, ders kitaplarına, kalabalık sınıflara, öğretim modellerine, bütçe yetersizliklerine, siyasi kaygılara rağmen her şeyin öğretmenle başladığına ve öğretmenle sonuçlanacağına inanan Altan, başını kaldırıp okul penceresinden dış dünyaya baktığında, büyük bir hayal kırıklığıyla karşılaşır. Çünkü verimli ve nitelikli öğretimin asıl katillerini görür, gerçek eğitimcilerin önüne "Eski köye yeni adet getirme"  duvarının örüldüğünü görür, "Böyle gelmiş böyle gider" anlayışlarının egemenliğine tanık olur... )

 

   

"Eğitimi Katledenlerin Romanı" ya da "Düşeyazdın Öğretmenim"

Roman Taslağından Örnek Metinler:

    

Sınıfta Kalan Her Öğrenci, Okulun Başarı Panosuna Asılmış Bir  Belgesidir

 

(......)

(Öğretmenler Kurulu Tutanağından)

— Arkadaşların görüşlerine katılmakla birlikte olaya farklı bir açıdan bakıyorum. Diyelim ki oylama sonunda Zeynel’i sınıfta bıraktık. Bu kararımızın getirisi ne olacak? Gelecek sene uslanacak mı? Daha çok çalışacak mı?... Hiç sanmıyorum. Yıllardır bunun örneklerini yaşadık. Sınıfta kalıp da başarılı olan kaç öğrencimiz oldu? Olanların yüzdesi ne?

Müdür Başyardımcısı, Altan’ın sözünü keserek:

— Altan Bey! Siz bu öğrencinin geçmesini mi öneriyorsunuz?

— Evet! Geçmesini öneriyorum.

— Lütfen komik olmayın! Beş zayıfı var! Alay konusu oluruz, emsal gösterirler biz!... Hem Zeynel gibi bir öğrencinin sınıf geçmesinden ne beklenir?...

— Öyleyse sınıfta kalmasından beklenen bir şey var mı? Olaya bir de şu pencereden bakın: Zeynel’i uzun, uzun olduğu kadar da zorlu bir maratona katılan iki milyon yarışçıdan biri olarak düşünün. Ancak diğer koşuculardan farklı olarak Zeynel’in boyu kısa, ayağı topal. Biz onu sınıfta bırakmakla, “Evladım! Senin boyun kısa, ayağın topal. Bu durumda koşamazsın. Bu sene bekle ve tedavini yaptır. Seneye daha iyi koşarsın.“ demek istiyoruz. Buna hakkımız var mı? Zira onun boyunu uzatacak, topallığını giderecek olan bizleriz. Zeynel için bunu yapamamışız. Hata bizde. Sınıfta bırakırsak ona haksızlık etmiş oluruz. Var olan koşullar içinde koşuya devam etmesine izin vermek zorundayız. Çünkü her iki durumda da, yarışı önde bitirmesi planlanan yaklaşık üç yüz bin kişinin arasına girme şansı zaten yok.

— Mademki Üniversite sınavını kazanamayacak, kalmasının ne sakıncası var?

— Sınıf geçmesinin de hiçbir sakıncası yok.

— Böyle mi düşünüyorsunuz?

— Evet, böyle düşünüyorum. Eninde sonunda kazanamayan tüm öğrenciler gibi o da yarışı bir yerde bırakacak. Bıraktığı yerden hayata atılacak. Kendine bir gelir kapısı arayacak, askere gidecek, evlenecek… İzin verelim de hayata nereden atılacağını kendisi belirlesin, dilediği yerden başlasın. Ona köstek olmayalım! Bir yılını öldürmeyelim!

Bir öğretmen:

— Eğer herkesi sınıf geçirirsek, bu kurula ne gerek var?

Başka bir öğretmen:

— Altan Bey! İnanmıyorum.

Söz almak isteyenlerin çoğaldığını gören müdür başyardımcısı kurul üyelerine; “Bunlar Altan Bey’in şahsi görüşleri. Asıl olan kurul kararıdır.” diyerek okul müdürüne baktı:

— Müdür Bey, oylamaya geçelim isterseniz? dedi.

Yapılan oylamada Altan’a destek çıkanlar olsa da, Zeynel çoğunluk kararıyla sınıfta kaldı.

Altan, düşüncelerini söylemenin mutluluğu içindeydi. En azından kurul tutanaklarına geçti. Bakanlık müfettişlerinin öncelikle onları okuduklarını biliyordu. Belki birinin dikkatini çeker de, vermek istediği mesaj ilgili yerlere ulaşır diye düşündü.

Zeynel içinse fazla üzülmedi; zira değil beş zayıfı, dört ve daha çok zayıfı olanları bile geçirmeyeceklerini zaten biliyordu.

(.....)

 

 

ARŞİVDEN
 

 

Eğitimci Programları (İndir)

 

Copyright © 2048 Your Company Name | Validate XHTML & CSS