YENİ BİR OKUL YARATIYORUM

A – Neden, Yeni Bir Okul Yaratıyorum?)

Milli eğitimde hep işin kolayına kaçıyoruz. Sözü, döndürüyor dolaştırıyor sonunda kaynak yetersizliğine dayandırıyoruz ve orada kilitleniyoruz. Bu yanlış! En küçük bir zorlamada, “Yok efendim Fransa’nın milli eğitime ayırdığı bizimkinin on katı, yok Almanya’nın ki bir o kadar, İsveç’in ki şu kadar.” gibi örnekler sıralayıp, “Ne yapalım, bütçemiz yetersiz. Bu kadarını yapmak bile başarıdır…” diyoruz. Nerdeyse madalya takıp kendimizi ödüllendireceğiz…

Böyle düşünenleri bir türlü anlamıyorum. Bu durum, çaresizliğe kılıf uydurmaktan başka bir şey olamaz.

Milli eğitime ayrılan bütçeyi üç-beş katına çıkardığımızı var sayalım: Doğal olarak öğretmenlerin aylıkları da o oranda artırılabilir. Daha çok okul yapılır, sınıflarda daha az öğrenci olur. Teknoloji en uç okullara kadar gider; kütüphanesiz, laboratuarsız, bilgisayarsız, internetsiz okul kalmaz… Eğitim kalitesi gelişmiş ülkeler seviyesine çıkar, sorun çözülmüş gibi görünür! Yıllardır hep öyle sandık, hep o umut peşinde koştuk. Oysa bu durum, derslerine çalışmayan, ödevlerini yapmayan bir öğrencinin çalışma odasını yenilemekten, günlük harçlığını artırmaktan farklı bir şey değil. Elbette ki bunların olması çok güzel, olmasını kim istemez? Ama ha deyince olacak şeyler değiller ki…

 

İşte; mevcut kaynaklarla da eğitimden verim alınabileceğini kanıtlamak için, “Yeni Bir Okul Yaratıyorum”.

Ülkemizde asgari ücretle geçinen ve asgari ücretin on katını, yüz katını alan insanlar var. Bir de onları karışlaştıralım. Evlerini, eğlencelerini, yediklerini, giydiklerini karşılaştıralım... Aralarındaki fark ancak “uçurum” sözüyle anlatılabilir. Buna rağmen bir yönleri var ki eşit sayılır: Mutlulukları… Hatta çoğu asgari ücretle geçinen insanların ötekilerden daha mutlu olduğu söylenebilir. Bunu nasıl başarıyorlar? Eğitimdeki çözüm bu sorunun yanıtında gizli… Merak edenler eski siyah-beyaz Türk filmlerini izlesinler…

Mutluluğu, eğitim ve öğretimdeki başarıyla eşleştirirsek, karşımıza şu gerçek çıkar: Bütçeyi artırmanın, hatta kat kat artırmanın eğitime yansıması beklendiği kadar büyük olmaz. Sadece okulların eğitim, öğretmenlerin yaşam standardını yükseltir. Çünkü öğretmenler güçlerini zaten sonuna kadar kullanıyorlar.

Gelir, arttığı oranda yaşam standardıyla ilgili hayalleri büyütür.

 

İşte; eğitimde verime bütçe katkısının, beklenen kadar olmadığını göstermek için, “Yeni Bir Okul Yaratıyorum”.

Aslında anlamadığımız konu da bu… Eğer öğretmenler güçlerini sonuna kadar kullanıyorlarsa; istenilen verimi neden elde edemiyoruz, istenilen kaliteye neden ulaşamıyoruz?

Çünkü yüklerini, yani öğrencilerini omuzlarına alan öğretmenlerimiz, eylülden hazirana kadar, düz yollarda yürüyorlar. Lakin eline fırsat geçen herkes, yollara ya yeni engeller koyuyor, ya da dolambaçlı yollara saptırıyor. Öğretmenlerimiz adeta engelli koşu yapıyor. Bu yüzden güçlerini sonuna kadar kullanmak zorunda kalıyorlar. Oysa az gelişmiş ülkelerde, hatta gelişmemiş pek çok ülkede bile aynı yükü taşıyan öğretmenlerin önüne engeller koymuyorlar, sağa sola saptırılmıyorlar; belirlenen yolda belirlenen hedefe ulaşmaları sağlanıyor. Gelişmiş ülkelerde, hatta bazı az gelişmiş ülkelerde o yollara ipek halılar döşeniyor.

 

İşte; öğretmenlerin yoluna halı döşemek için, “Yeni Bir Okul Yaratıyorum”.

Dünyanın 1970’lı yıllarda terk ettiği Öğretmen Merkezli Eğitim modelini, biz ancak 2004 yılından sonra uygulamaya başlıyoruz dedik. Başladık mı bilemiyorum, ama hala gerçek anlamda uygulayan bir okul var diyemiyorum. Bunun pek çok nedeni var. Sadece birini söylemekle yetineceğim: Öğrenci Merkezli Eğitimin kuralları (12 kural) okullarımız ve öğretmenlerimiz için özgünleştirilmedi. Bu yüzden öğretmenlerimiz, öğrencilerimiz, yöneticilerimiz ve velilerimiz modele yabancı kaldı; öteden beri alışageldikleri modelden vazgeçemediler.

 

İşte; Öğrenci Merkezli Eğitime geçişin nasıl olacağını göstermek için, “Yeni Bir Okul Yaratıyorum”.

Sayfa 3

 

Öğretmenlik yaşamımda gerçek anlamda öğrencilerin ilgisini çektiğine tanık olduğum metinlerin sayısı on’u bulmaz. Gönülsüz okumalarının yanında zorla dinletmek bir yana, bir de konunun önemini anlatmak özel bir yetenek gerektiriyor. Hele edebi türün özelliklerini aramayı, dönemle ilgili ayrıntıları bulmayı hiç sormayın. Bunun sıkıntısını, okuma alışkanlığını kendi omuzlarında taşıyan bir öğretmen kadar kimse bilemez.

Otobüs duraklarında beklerken, “Taksi tutalım” diyen bir çocuk gibi; “Hocam! Kitaplar hazırlanırken neden daha güzel bir metin seçilmiyor?” sorularıyla karşılaşırsınız. Daha kötüsü, “Ne zevksiz bir konu”, “Adamlar işi gücü bırakmış, sırf öğrencilere zorluk olsun diye yazmışlar.” gibi sözleri duymaktan bıkarsınız.

 

İşte; ders kitaplarının ilgi çekici yapmak için, “Yeni Bir Okul Yaratıyorum”.

Öğretmenlik, sürekli yenilenmeyi gerektiren mesleklerin başında gelir. Yeni çıkan kitapları, dergileri yakından izlemeli. Başarılı bir öğretmen, iyi öğretmenin ötesinde; çok okumalı, araştırmalı; sosyal, siyasal ve ekonomi alanlarındaki yorumlarıyla öğrencilerde hayranlık uyandırmalı, herkese örnek olmalı.

Bunun için zaman gerek. Çantasında okunmayı bekleyen yüzlerce yazılı sınav kâğıdı bulunan bir öğretmen eline aldığı bir gazeteyi okuyamaz; okuduklarını anlayamaz. Haber programlarını hatta haberleri bile dinleyecek zamanı olmaz. Buna ders hazırlıklarını, materyal arayışlarını da eklersek… Ne tuhaftır ki, öğretmenlerin zamanı hep çok sanılır.

Aylar önce hatta yıllar önce aldığı kitapları okuma fırsatı bulamayan nice öğretmen tanıyorum. Üstelik çoğu okuma alışkanlığı kazanmışlardan...

Eğer çocuklarımızın çok okuyan, değişimi yaşam biçimi sayan; sosyal, siyasal ve ekonomik konularda öğrencilere örnek olan öğretmenler tarafından eğitilmesini istiyorsak, bu değişim gerçekleşmeli, öğretmenlere zaman yaratılmalı.

Ondan sonra da, öğretmenleri imbikten geçir, ince elekten ele… Yerden göğe kadar hakkın olsun.

 

İşte; okuyan bir öğretmen nesli oluşturmak için, “Yeni Bir Okul Yaratıyorum”.

Okullar bir spor kulübüne benzer:

─ Müdür, başkan;

─ Yardımcıları, yönetim kurulu;

─ Öğretmenler, oyuncu;

─ Zümre başkanları, takım kaptanı;

─ Öğrenciler de, tribünleri dolduran izleyicilerdir.

Teknik direktör kim? Bu görev okul müdürlerinden bekleniyor. Olur mu? Okulu yönetmekle, takımı çalıştırmak aynı şey mi?...

─ Trabzonspor, Galatasaray, Fenerbahçe, Beşiktaş veya diğer kulüpler; takımlarını dünyanın en iyi oyuncularından oluştursalar, teknik direktör olmadan ne kadar başarılı olabilirler? Tribünleri, yani sınıfları kaç ay, kaç dönem, kaç öğretim yılı dolu tutabilirler? Kurumun markası sınıfları sonsuza kadar dolu tutabilir mi?

İşte; yapıcı denetimin gereğini ve önemini göstermek için, “Yeni Bir Okul Yaratıyorum”.

 

 

Not_: Yeni Bir Okul Yaratıyorum'un diğer ayrıntıları PDF için BURAYA TIKLA

 

ARŞİVDEN
 

 

Eğitimci Programları (İndir)

 

Copyright © 2048 Your Company Name | Validate XHTML & CSS